Ana içeriğe atla

MÜSLÜMANLAR PARADİGMA SAVAŞLARINI KAYBETTİ

Gün içinde belki defalarca duyduğumuz ve ne yazık ki daha da duyacağımız gibi gözüken, cümle içinde kullanmaktan bile kaçınmak isteyeceğim bir kelimeden “Savaş’tan” bahsedeceğim.
Evet, bir savaştan bahsedeceğim ama bu ne ok ve kurşunların havada çarpıştığı bir savaş ne de savaş meydanlarına sığmayan çocuk, kadın, yaşlı tüm halkın öldürülebileceği günümüz nükleer savaşları olacak. Belki de saydığım tüm korkunç savaşlardan bile daha tehlikeli-etkili ve tüm savaşların nedenini oluşturan paradigma savaşları olacaktır. Peki nedir bu paradigma?
Paradigma, bir disipline belli bir süre hakim olan model veya kurumsal çerçeve olarak tanımlanabilir. Başka bir ifadeyle paradigma, bir grup bilim insanı tarafından ortaklaşa kabul edilen görüşlerdir.(1)  Yani paradigma hem kültürel hakimlik hem de bilimsel saygınlık ve üstünlük olarak kabul edebiliriz. Gerçekten de bugün dünyaya baktığımızda hayatımızdaki tüm kültürel ve bilimsel normların AB-D devletleri tarafından oluşturduğunu görebiliriz.
İslam dünyası için yirminci ve yirmi birinci yüzyıllar ne yazık ki savaş yüzyılları oldu. Emperyalist Avrupai (AB-D) güçler İslam ülkeleri üzerinde yaptıkları oyunlarla zengin yeraltı kaynaklarına sahip oluyorlar. Çıkardıkları suni örgütlerle savaşlar çıkararak İslam coğrafyasında büyük dramlarla dolu güçlere yol açıyor, bu coğrafyada ölüm ve dehşet verici olaylarla karşılaşıyoruz.
Biz Müslümanlar kendi sorunlarımızla hiçbir zaman yüzleşemedik, sorunları gittikçe de biriktirmeye devam ediyoruz. Ve bu sorunları sürekli diğerlerden kaynaklandığını iddia eder dururuz. Çünkü böylesi hep daha kolay gelmiştir. Elbette bu ümmeti sevmeyen düşman gören ve sürekli fitne-fesat tohumlarını bu coğrafyada çoğaltmaya çalışanlar dün olduğu gibi bugün de olacak. Yalnız farkına varmamız gereken çok önemli bir husus var sorunlarımızı dış etmenlere bağlayıp sorumluluklardan kaçamayız. Çünkü Osmanlı döneminde de bu ümmeti haz etmeyenler vardı. Ve tüm çabalarıyla uğraşıyorlardı ama kendine özgün paradigmalarla bilimi, edebiyatı, sanatı kendine vizyon olarak belirlediğinden dönemin belirleyici gücü yine kendisi oluyordu. Dün olduğu gibi bugünde ve gelecekte de dış güçler hep var hep düşmanca planlarla ümmetin üstüne gelecektir. Ama kendi tembellik ve başarısızlıklarımızı başka etkenlere dayandırarak kendimizi temize çıkarmamamız gerekir. Son yüzyılda Neden “Müslümanların kamusal bir düşünü” yok, seri halde endüstriyel olarak ithal edilen fikirlerin peşinden sürükleniyor… İşte tam da bu yüzden paradigmalarımızı oluşturamadık ve bu savaşta kaybettik. Bunun nedenlerini irdelediğimizde bu konuda Atasay Müftüoğlu “İslam dünyası toplumlarının içe ve geçmişe kapanarak kendi kendilerini etkisiz hale getirdikleri tarihten bu yana, sömürgeci bilginin/dilin/söylemin/tarihin/dünya görüşünün otoriter hakimiyetiyle, bu hakimiyetin dayattığı paradigmaların sınırları içerisinde düşünüyor, konuşuyor, üretiyor, yazıyor, tartışıyor ve yaşıyoruz. Toplumlarımızın zihin dünyaları gelenek, hamaset ve ontolojik emperyalizm zihin dünyalarımıza el koyarak sömürgeleştirmesi hiç de zor olmadı.” Şeklinde görüşünü ifade ediyor ve şöyle devam ediyor  “Paradigma savaşlarını kaybettiğimiz için, bu savaşlarda zihin dünyamız ele geçirildiği için, bugün, bağımsız bir kültür üretemiyoruz, bağımsız eğitim politikaları oluşturamıyoruz, mağlupların, madunların, maruz kalanların dilini/söylemini kullanmaya devam ettiğimiz için, insanlığın dünyasına kendi meselelerimizi anlatamıyor, sesimizi duyuramıyor, kendi zaaflarımızın/ihmallerimizin/yetersizliklerimizin nedenleri üzerinde atmaya çalışıyoruz.”
Seküler batı toplumları her zaman kendileri için en belirleyici ve hedefe götüren yol olarak ekonomiyi kullandılar-kullanıyorlar. Dünya savaşlarının nedeni olarak gördüğümüz ekonominin dünya barışının en büyük güvencesi olacağını inanmamız gerekir. Dünya savaşlarına neden olan pragmatist yaklaşımlarla savaşlara neden olan seküler-emperyalist  devletlerden ne zaman ki bu ekonomi silahını alır ve bu belirleyici güç olan ekonomi İslam dünyasının eline geçerse yeni, özgün İslami paradigmalarla sosyal, siyasal ve kültürel alanda  daha eşitlikçi bir dünya bizi bekliyor olacaktır. Peki, böyle bir şey mümkün müdür?
Mümkünat inançla başlar ve eğer inanırsak başarırız.  Ama bunun için bütün dünyada “Sanayi Devrimi” gibi bir paradigma devrimine ihtiyacımız var. Paradigma devrimi, dalgaların sert kayalara çarpa çarpa her seferinde yontup sahile bıraktığı yumuşacık kumun oluşumu gibi uzun bir süreçtir. Ama inanır, çalışır üretirsek eninde sonunda batının kaya gibi sert paradigmalarını, normlarını kum gibi yumuşak insani paradigmalara dönüştürebiliriz.
Medeniyet tarihinde paradigma değişimleri her zaman zor, uzun ve sancılı bir süreç olmuştur. Bu gerçeğin farkında olarak bu yolla-hedefimize yürümeliyiz. Bu yolculukta öncelikle kendi iç sorunlarımıza çözüm bularak yürümeliyiz.
“Bilginin ve bilgeliğin vatanı yoktur” desturuyla hareket ederek sadece İslam coğrafyasının birikimi ile değil bütün dünyanın bilimsel birikimiyle kedimize has paradigmalarımızı oluşturarak yeni bir devrin kapılarını aralamamız gerekiyor.  Zamanında tüm dünyada geçerli olan paradigmalarımız vardı. Ama bugün onları sadece övünmekle yetinip ya da aynı paradigmaları savunup durmak anlamlı olmaz. Elbette İslami, insanı ve kültürel normlarımızdan ödün vermeden yeni paradigmalar üretmeliyiz.  Unutulmamalıdır ki dünün paradigmasıyla bugünün canavarı denetim-kontrol altına alınamaz.
Sonuç olarak hangimize sorulursa belki de aynı tespitlerde bulunacağız. İslam ümmeti çalışmadığında batıya üstün gelemiyor. Tespiti yapıyor, eleştiriyor çözüm için hiçbir uğraş vermiyoruz. Belki de unutuyoruz toplumu bireyler oluşturur, geliştirir. Ülkemizin, ümmetimizin doktoru en iyi doktor, mühendisi kendi alanından en iyi mühendis hakeza öğretmeni, avukatı, siyasetçisi, müteahhitçisi, inşaatçısı…  Velhasıl herkes kendi alanında kendini geliştirir ve dünya standartlarını yakalarsa toplum o zaman gelişmiş olacaktır. İşte o zaman kesinkes diyebiliriz ki dünyanın her tarafını saran savaşları, kanı durdurmak için biz Müslümanların Dünyaya gür bir sesle çıkıp benim bir fikrim var tüm bu olumsuzluklara dair çözümüm var.  Malcom X’in vecize sözü ile bitirmek istiyorum “Tüm uyuyanları uyandırmak için tek bir uyanık yeter. ”
 
Kaynak:

Özcan AKYÜZ 

Yorumlar