Ana içeriğe atla

Siz hiç düşünmez misiniz?

(Geceyi gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da Onun emrine boyun eğmiştir. Bunlarda, akıl edenler için dersler vardır.) [Nahl 12]

            Kur’an-ı Kerim’in  bir çok ayette "Siz hiç düşünmez misiniz?", “ Akıl etmez misiniz”  diye Bize uyarıda bulunur.  Bu nasıl müthiş bir şey,  ne güzel bir iksir, İslam ne muntazam bir din... Bu düşüncelerdeyken, "Siz hiç düşünmez misiniz?"   şeklinde başlayan ayetler her karşıma çıktığında kendimi inanılmaz şanslı ve mutsuz hissediyorum.  Şanslı olmamın nedeni böyle bir dinin mensubu olmam. Mutsuz olmamın sebebi ise hakkıyla sorgulayıp akıl edip, düşünmüyor olmam ve ümmetin de yeterince ayetin hakkını vermemesidir. Hani hepimizin yerdiği, sevmediği o seküler batı toplumları var ya işte onlar okuyor, düşünüyor,  adeta kuran ayetinin mahiyetini gerçekleştiriyor. Biz ümmet olarak o emir ve tavsiyelere inanıyoruz fakat yerine getirmiyoruz. Batılı toplumları ona uyuyor ve neticesinde de şuan herkesin hayranlık duyacağı bilimsel ve teknolojik düzeye geldi. Çünkü Allah ayeti kerimede (İsteyene ahiret nimetlerini, isteyene de dünya nimetlerini veririz.) [Şura 20] çalışana, isteyene  karşılığını veririm diyor, Müslümana veririm demiyor.

            Özelikle belirtmek isterim ki  burada batılı toplumları, övmek onları "cici" göstermek Kur'an ' a uygun bir yaşam sürdüklerini savunmak şeklinde yorumlanmasını istemem  bilakis aynı batılı toplum edindikleri bilimsel ve teknolojik ilerlemeyle insanlık için nasıl bir belaya dönüştükleri de açıkça ortadadır. İşte tam da bu noktada biz  bilimsel ve teknolojik  noktada gelişip, geliştirilmeyi başarabilirsek  o zaman bilim ve teknolojiyi insanlığını sonunu getiren, zarar veren yöntemlerde kullanmama şansını elde etmiş oluruz.
 
            Oku emriyle başlayan, “hiç akletmez misin?”, “düşünmez misiniz?” diye devam eden bir dinimiz ve bu dinimizin kutsal bir kitabı var. Var olmasına var fakat dünya da ümmet diye bir şey yok/kalmadı. Oku! Diyen, düşün, sorgula diyen dinin her şeyden uzak,  okumayan topyekûn akımların peşinden giden insanlara dönüştük.  

            Ya bu ülkede ve ümmette her gün o kadar olay yaşanıyor ki " İnsan bazen hayret ediyor ".  Her gün suni bir  söylem çıkarılıyor ve bunun ideolojik bir söylemin parçası olduğunu düşündürtülüyor.  Bu konuda bir çok konuya değinmek mümkün,  fakat ben birkaç örnek vermek istiyorum.  
            Öncelikle hepimizin etrafımızda duyduğu "şeyh" lik tanımına bakalım. Nedir şeyh, kime denir? İslam’ı kendine dert edinen ve edindiği ilmi ve bilimi nesillere aktarmak için canını ve malını ortaya koyabilen ve ismin önünde şeyh olan “Şeyh Ahmet Yasin” gibi şahsiyetleri kastetmiyorum.  Ben toplumda çokça dillendirilen kendine mevki, makam ve ticari kar elde etmek için şeyhliği kullananları anlatmak istiyorum . Topluma göre nedir bu şeyhlik ? Elbette bu soruya  cevaben diyebilirim ki tüm hastalıklara çare olan, küskünleri barıştıran,  çocukları olmayanların uğrak noktasıdır.  Abartmak istemiyorum ama bunların mezarı/türbelerine gitmek bile tüm olumsuzluklara çare oluveriyor.  Bu tür durumları görüp/duyduğumda o müthiş iksir söz düşer aklıma "Siz hiç düşünmez misiniz?"  çünkü gerçekten düşünen bir Müslümanın,  derdin ve dermanın kaynağının Allah’ın olduğu gerçeğini aklından biran olsun çıkarmaması gerekir.

            Birileri bu ülkede hoca-şeyhim diyerek kabir azabı olmayan kefen sattırıyor ve diyor ki; "Marsta yaşam var mı, yok mu? diye saçma sapan şeylerle uğraşmayın."  Allah’ım bu nasıl bir  cehalet " İnsan bazen gerçekten de hayret ediyor. "  Tam bu yazıyı yazdığımda Katolik lider Papa Francesco uluslararası arası uzay istasyonu ile canlı bir görüşme gerçekleştiriyor. Burada değinmek istediğim şey elbette sorun İslam'da değil, sözde dini anlatıyorum deyip asıl kendileri saçma sapan şeylerin ardından gidenlerin olmasıdır. Dolayısıyla kimle berabersin ne yapıyorlar çok dikkatlice seçmek ona göre adım atmak gerekiyor. Evet bir sıkıntı var. Ama o sıkıntı Müslümanın beynin tüm sorgulama devrelerini geride bırakıp bu tür kişilerin ardından gidiyor olması, bunlara karşılık gerçek İslam’ı yaşamayı ve anlatmayı kendimizi görev etmediğimizdir.

Yada sağ-sol düşüncesiyle kişileri ayrıştıran kutuplaştıran ve tüm bu düşünce akımların fikirlerini olduğu gibi kabul edip, karşı düşünceye düşmanca bakanları görünce o müthiş iksir "Siz hiç düşünmez misiniz?"  diye. Örneğin  bu ülkenin futbol takımları  birbirine düşmanca bakmaları yetmiyormuş gibi  takım gibi  siyasi partiler tutuluyor ve tüm düşünce normların uzağın da körü körüğüne bağlılık gerçekleştiriliyor.

Bana göre bir ülke de atılan  gazete manşetleri o ülkenin portresinin açık bir beyanıdır.  Ülkeyi, ümmeti ve insanlığı düşünüp, gerçek sorunlara dikkat çeken gazete sayısı beşi geçmez. O yüzden zaman buldukça manşetlere bakmanızı öneririm yada o günün en çok televizyon  izlenilen saatlerde izleyicinin önüne konulan sözde tartışma programların konusu ve konuklarına bakıp yapılan konuşmaları dinleyiniz.  Emin olun ki ülkenin düştüğü  durumu daha iyi anlarız diye düşünüyorum.  Ekranlarda, programlarda,  gazetelerde  bilim konuşulmuyor, edebiyat konuşulmuyor,  din-insan ilişkisi konuşulmuyor.  Suni, anlamsız ve  içi boş gündemler yaratılarak insanların önüne konuluyor. Yine aklımıza gelen o müthiş söz  iksir "Siz hiç düşünmez misiniz?" 

       Belki de düşünmek gerçekten zor çünkü insanlar düşünmekten çok yargılamayı seviyor. Anlamayı değil yermeyi seviyoruz. Hak vermeyi de öğrensek ya hak yediğimiz kadar işte o zaman yaşanılır bir dünyanın imar etme hayalimizin, hedefe dönüşmesinde bir adım ilerlemiş sayılabilir.
Odanın en yüksek yerine astığımız Kur’an-ı Kerim’i,
Kiraya bıraktığımız aklımızı,
Elimize ve yüreğimize almanın vaktidir.
Görüş al, fikir al, akıl al …
Kır zincirleri,
Olmazları dene,
Yaşanılır bir dünya için,

Oku! Hayal et ve keşfet …

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DAĞLAR HAREKET EDİYOR MU?

Dağların hareketliliği, kıtasal hareketlilik ve dünyanın kazığı olan dağların köklerini anlamlandırmaya çalışalım. Dağlar, yeryüzü kabuğunu meydana getiren çok büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucunda oluşur. İki tabaka çarpıştığında daha dayanıklı olan diğerinin altına girer. Yukarıdaki tabaka kıvrılarak yükselir ve dağ meydana gelir. Alttaki tabakanın yerin altında ilerlemesiyle de aşağıya doğru derin bir uzantı dağ kökü oluşur. Bilimsel bir kaynakta dağların bu yapısından, “kıtaların daha kalın olduğu dağlık bölgelerde yer kabuğu mantoya derinlemesine saplanır.” şeklinde söz edilir. “Dağların yeryüzünde görünen kısmından çok daha büyük olan kökleri, yerin altında görünmez bir durumdadır. Dağların yerin altındaki kökleri, dağın görünen kısmının 10-15 katına kadar çıkabilmektedir. Örneğin Dünya’nın en yüksek noktası olan Everest Tepesi, yerin 9 km kadar üstündedir, oysa bu noktanın yerin altındaki kökü 125 km civarındadır. Burada 125 km uzunluk bize uçuk bir rakamm...

ZİNCİRİ KIRMA

“ Zinciri Kırma “ kişisel gelişim uzmanların sıklıkla dile getirdiği ünlü bir metodun ismi. Bu metotta kişi kendisine günlük, haftalık veya yıllık hedefler belirliyor. Belirlenen hedeflere ulaşıldığı günlerde takvimden o güne çarpı atılıyor. Böylece atılan bu çarpılarla bir zincir oluşturuluyor ve  zinciri kırılmamış oluyor              Kişisel gelişim uzmanları sürekli hedefleriniz olsun, 6 saatten fazla uyumayın, bir dil öğrenin, haftada bir kitap bitirin, spor yapın, sürekli koşun, hayallerinizden vazgeçmeyin,  zinciri kırmayın telkininde bulunur. Aslında denilen şeylere itiraz edilecek bir husus yok.  Hatta bizimde bir tablomuz olmalı her gün çarpı atmalıyız. Ve bizlerde pek çok hedefin peşinden koşmalıyız. Pek sorun nerede? Asıl sorun işin en önemli kısmından bahsetmiyorlar. Basit bir matematik işlemiyle açıklamaya çalışalım. Düşünelim ki zincirdeki sayıları toplamaya başlayacağız geçen sene 21 bu sene...