Bilim adamları ve felsefi düşünürünün üzerinde çokça tartıştığı bir konu olan “Evren sonsuz mudur?”, “Evrenin de bir sınırı var mıdır?” sorularına cevap arayalım.
İngiliz fizikçi Isaac Newton (1643-1727) geliştirmiş olduğu gravitasyon yasası ile evrenin değişmezliği konusu tartışılmaya başlanmıştır. Evrende bulunan gök cisimlerini birbirilerine uygulayacağı gravitasyon kuvveti ile uzun süreçte evrenin küçüleceği fikrini öne sürmüştür.(1) Böylelikle Yeni Çağ bilimcileri evrenin kısa süre sonra yok olunabileceği düşünüyordu.
Alman kökenli bilim adamı Albert Einstein “Genel Görecelik” yasası ile aynı soruya cevap bulabilmek için “Kozmolojik Sabit” adını verdiği adını verdiği bir sabit ortaya attı. Bu sabit ile kütle çekim kuvveti dengelenebiliyor. Büyük uzaklıklar kütle çekimin yenerek birbirinden uzaklaşabiliyor tezini ortaya attı.
Sonradan görülüyor ki dünyanın övgüyle bahsettiği ve gelmiş-geçmiş en büyük bilim insanları olarak kabul ettikleri, Albert Einstein ve Isaac Newton bile öne sürmüş oldukları tezlerini sonradan hatalı diye önerilerinden vazgeçmiştir.
Günümüzden yaklaşık 1400 sene önce mucizelerle dolu Kur’an’ı Kerim’de “ Ve Evreni (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki (onu) genişletmekteyiz.” Diyerek adeta tüm bilimci ve tüm insanlığa bir ışık saçıyor. Bu bilimsel gerçekliği Amerikalı Astronot Edwin Hubble, Mount Wilson gözlem evinde yapmış olduğu gözlemler neticesinde tüm galaksinin birbirinde uzaklaştığını bilimsel olarak kanıtladı.
Edwin Hubble’dan önce Einstein’nin formüllerinden yararlanarak çalışmalar yapan Rus Fizikçi Alexander Friedmann evrenin genişleneceği veya küçüleceği fikrini ortaya atsa da Evrenin Genişlediğini açıkça ve iddialı şekilde ilk defa Belçikalı Papaz ve bilim adamı Georges Lemaitre oldu. Ama bu tezini bilimsel olarak ispatlayamamış ve bazı tepkilerle karşılaşmıştır. Ancak bu bilimsel gerçekliği Amerikalı bilim adamı Edwin Hubble bunu teleskoplarla bilimsel olarak kanıtlamıştır.
Evrenin genişlediğini öğrendikten sonra akıllara yeni bir soru takılıyor. Evren nasıl genişliyor? Bilimciler evrenin genişlediğini belirttiklerinde, onun içinde bulunanların da onunla birlikte genişlediğini kastetmiyorlar. Bu durumu üzümlü keke benzetebiliriz. Yani üzümler, kekle beraber şişmiyor. Kek hamurunun üzümlerle öylesine dolu olduğunu hayal edin ki, keki fırına verirken üzümler birbirlerinin üstüne istiflenmiş gibi olsun. Fakat kek pişerken zamanla kabaracağı için, keki yerken muhtemelen her kaşıkta birkaç üzüm tanesi gelecektir. (2)
Evrenin merkezi olmadığı gibi evrenin de kenarı yoktur. Sınırlı bir evrende uzay kavislidir; öyle ki, düz bir çizgi boyunca milyarlarca ışık yılı ilerleyebilseydiniz sonunda başladığınız noktaya geri dönecektiniz. Evrenimizin sonsuz olması da mümkün. Her iki durumda da, gökada grupları evreni tamamen doldurur ve her yönde birbirlerinden uzaklaşarak evreni genişletir. Dünya, güneş sistemi genişlemediği gibi Samanyolu galaksisi de genişlememektedir. Bu nesneler kütle çekimi etkisinin altında oluşmuş ve birbirlerinden uzaklaşmayı bırakmışlardır. Kütle çekimi, gökadaları da gruplar ve kümeler halinde bir arada tutmaktadır. Asıl olarak, evrende birbirinden uzaklaşanlar gökada grupları ve kümeleridir. (3)
Hubble tüm gerçekliği Doppler etkisi teorisiyle açıklıyor. Buna göre uzaklaşan cisimlerin dalga boyları ışık dalgalarının spektrumunda uzar; böylece kırmızıya kayar, cisimler yaklaşıyor ise dalga boyu kısalır, böylece maviye kayar.) Tüm galaksilerden gelen ışığın, spektrumda kırmızıya kayması, tüm galaksilerin uzaklaştığını gösteriyordu. Ölçümlerine devam eden Hubbel Evren’in ilk yaratılış anının yaklaşık 10-15 milyar yıl önce olduğu iddiasında bulundu.
Tüm bu bilimsel gerçeklere baktığımızda anlaşılıyor ki fizikçilerin varmış olduğu sonuç birçok bilginin birikimiyle, bir zincirin halkası şeklinde birbirini izleyip, üst üste yükselirken Kur’an’ Kerim’de ise bu durum direk sonuç şeklinde sunmuştur. Çünkü her şeyi bilip yaratanın bu şekilde sunması beklenir.
Kur’an’ Kerim’i Hz. Muhammed’in (s.a.s) yazdığı şeklindeki ithamlara bilimsel gerçeklere adeta bir tokat şeklinde cevap vermektedir. Çünkü övgüyle insanların bitiremediği Aristo, Ptolemy, Giordano Bruno, Telesio Patrizzi, Galieo Galilei, Isaac Newton… Dünya tarihinin bu en büyük dehaları gözlemleriyle, formülsel uğraşlarla ve bunca gelişmiş teknoloji ile evrenin genişlediği bulunmadığı gibi iddia bile edilememiştir. Nasıl olurda hiçbir bilimsel çalışmanın olmadığı bir ortamda Hz. Muhammed’in ancak 20. YY’da bulunan bir gerçekliği o zamanın şartlarında söylemiş olması bilimi aykırı bir iddiadır.
Bu bağlamda, Kur’an’ı Kerim’deki ayetlerle yazan bilimsel mucizelere bakarak evrensel bir kitap olduğu anlaşılıyor. Her şeyin Maliki ve sahibi “De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”(isra/88) diyerek adeta bugünkü iftiralara cevap veriyor.
Özcan AKYÜZ

Yorumlar
Yorum Gönder