Günümüz insanların hızlıca
değiştiğinin ve suni akımlar peşinden nasıl pervasızca gittiğini
gözlemleyebiliyoruz. Gerçekten de aklıselim düşündüğümüzde; genelde Dünya’da
özelde ise ülkemizde toplumun uçuruma doğru gittiğini görmek için gözümüzü açmanın
yeterli olduğunu kavrarız.
“Yeni
bir toplum dizaynı” ve “Yeni Bir Dünya Düzeni” gibi tamamen suni ve içi boş
söylem-akımlar sürdürerek gelenek, kültür, İslami, ve insani tüm değerleri yani
bizi biz yapan tüm değerleri yerle yeksan ettiğini görebiliriz.
Son birkaç yıldır
ithal edilen survivor gibi programlardan tutunda en önemli olan ve bizi Avrupa (AB-D)
den ayıran evlilik ve aile yapısını bitiren “Evlendirme-me Programları”na
kadar her bir program bu toplumun altına
dinamit koyuyorlar. Ve üzülerek söylüyorum ki bu tür ahlaksız-akıldışı
programları izleyerek dinamitin birer parçası
da izleyenler olarak biz toplum oluyoruz.
Televizyon
her türlü söylemi kapsaması nedeniyle birçok kitle iletişim aracından
farklıdır. Bu yüzden birey bir uyuşturucu
alıyormuşçasına televizyona bağlanır. Televizyon insanların karşısında geçirdikleri
zaman bakımından da diğer kitle iletişim araçlarından farklılaşır. Televizyon
izlemeye ayrılan zaman, diğer kitle iletişim araçlarına ayrılan zamandan çok
daha fazladır. Televizyon genel itibariyle eğlendirici ve bilgilendirici bir
“ev eşyası” olarak görülmektedir. İzleyici açısından bilginin kolay alınabildiği
ve boş zamanını değerlendirebildiği pratik bir araçtır. Ancak her ne kadar eğlendirici
ve bilgilendirici bir “ev eşyası” olarak görünse de televizyon aynı zamanda ideolojinin
de taşıyıcısıdır.
Özel televizyon
kanallarının artmaya başlamasıyla birlikte televizyonun eğlendirme
amacı bilgilendirme amacının
önüne geçmiş ve dahası bu fonksiyonun bilgilendirici içeriği de
derinden etkilemesi ve
dönüştürmesi magazinleşme olgusunu doğurmuştur. Bu durum ile birlikte, kitle
iletişim araçlarındaki içeriklerde “başkalarının mutluluklarını,
mağduriyetlerini, kavgalarını, ilişkilerini ve hayatlarını” çokça görür olduk.
Magazinleşme olgusunun en çok rastlandığı programlardan biri de bu çalışmada
yer verilen evlilik programlarıdır. Bu programlarda kadın-erkek ilişkileri
çarpık bir şekilde yansıtılarak, evlilik konusu değersiz bir halde sunulur.
Yani medya endüstrisi, kadını, erkeği, aileyi ve ilişkileri hiçleştirir.(1)
Türkiye’de 2007 yılından itibaren yayınlanmaya
başlayan, evlendirme programları olarak adlandırdığımız televizyon
programlarının toplumsal cinsiyet rollerini ve evlilik pratiklerini nasıl
dönüştürdüğü sorgulayalım.
Evlendirme
programları manavdan meyve seçme özgürlüğüne benzer bir zihniyetle, kişinin özgür eş seçimi söylemi
üzerinden kurgulanıyor. Öyle bir kurgu, rahatlık ve tüm ahlaki normlardan uzak
bir yaklaşım ki bu durum, sözde evlilik için gelen insanların haftalık
ilişkilere başlanıp ikinci haftada aynı stüdyodaki farklı bir kişiyle partner
değiştirme ve tanışma adı altında saçma sapan durumlarını gözlemleyebiliyoruz.
İşin asıl tuhaf tarafı; entelektüel, aydın, muhafazakâr ve hatta kendini dindar
olarak gören, tanıttan toplumun her kesiminde ilgi görüyor, izleniyor
olmasıdır. Evlendirme rezaletini düzenleyenler aslında Türkiye toplumuna resmen
hakaret ediyor. Evlilik, sevgi, saygı ve onur kavramlarını ayaklar altında
çiğniyorlar. Programlar resmen insan sirki gösterisine dönüştü.
Evlilik
programları adı altında uzun yıllardır yayınlanmaya devam eden bu programlar,
evliliğin ve aile kurumunun toplumsal, siyasal, dini ve ahlaki boyutunu ortadan
nasıl kaldırdığını gözlemleyebiliyoruz. Baudrillard’a göre içerik genellikle
aracın gerçek işlevini bizden saklar ve kitle iletişim araçlarının içerikleri
kendini ileti olarak sunar, oysa ki gerçek ileti yapısal değişimdir. TV’nin “ileti”si
aktardığı imgeler değil, dayattığı yeni ilişki ve algılama tarzları, ailenin ve
topluluğun geleneksel yapılarının değişimidir
Evet isimleri
sözde evlendirme programı olan tiyatro sahneleri öyle bir boyuta geldi
ki bakanlardan, milletvekillilerine kadar her kesimde tepkiler alıyor. Hatta
Diyanet İşleri Başkanlığı 3 Şubat 2017 tarihinde ‘Ahit, Akit, Misak
olarak Nikah’ konulu cuma hutbesinde evlilik programlarına değinilerek, bazı
yayınların aile mahremiyetinin çiğnenmesine ve nikahsız birlikteliklerin
adeta özendirilmesinin, aile anlayışında büyük tahriplere yol açtığı
belirtildi. Evlendirme adı altında yapılan kimi programların ise aileye yönelik
değerlerin istismar edilmesi ve ayaklar altına alınmasıyla aile müessesesinin
itibarsızlaştırıldığı kaydedildi. Yine Evlilik ve izdivaç programlarının aile
kurumuna olumsuz etkilerini araştırmak, incelemek üzere TBMM'de alt komisyon
kuruldu. Bu tür programlarla ilgili çok sayıda şikayet aldıklarını söyleyen AK
Parti İstanbul Milletvekili Belma Satır, "Genç kızların, bir kayınvalide
ve damat adayı karşısında manavdan portakal alınır gibi seçildiklerini,
aşağılandıklarını görüyoruz" şeklinde bir açıklaması oldu.
Tüm bunlara
rağmen en çok şikâyet edilen program olma özelikleri yanında en çok izlenen
programlar oluveriyor.
Amerikalı
bilim adamları ‘yeni dünya düzenine’ geçmek için, işgal
kadar ‘kültürel üstünlük yaymanın farz olduğunu’ söylemişlerdir.
Böylelikle bizlere karşı başlattıkları ideolojik taarruzlarla üstünlüğü
sağlamaya çalışıyorlar. İdeolojik taarruzun en önemli araçları eğitim ve
medyadır. Medyanın en etkili dalı görsel olandır. Amerikalı antropolog Nader, söyle der: ‘Görünmez faktör, kontrol süreçlerinin ve
mekanizmalarının toplamıdır. Görünmezlik zihinlerin sömürgeleştirilmesi yoluyla
başarılmaktadır! Buna göre yanlış olan, doğru görünür. .. Düşünülemeyecek
davranışlar normalleşir. İtiraz eden bağımsız düşünceliler, kavgacı ‘çatışmacı’
sayılır…’Toplumlara çeşitli ‘tipolojiler’ dayatılır ve medya
vasıtasıyla o tiplemelerle oynanır.
Gazeteci Banu Avar yazısında
evlendirme programları, survivor vb. tüm programlar için “Genç kardeşlerim,
ekranlardan üzerinize boşaltılan algı bozucu yayınlara karşı kalkanlarınızı
yükseltin!” diyor.
Bu çerçevede yaşlısıyla, genciyle izleyeceğimiz tüm programları
dikkatle seçmemiz gerekiyor. Yapılacak ahlakı, ideolojik vb. tüm saldırılara
karşın duyarlı olmamız gerekiyor. Unutmayalım ki yapılan bunca eleştiriye karşın televizyonlar, elimizde
bulunan kumandalarla kontrol edilebilecek kadar basittir.
Şairimiz Cemil Öksüz şöyle
sesleniyor;
Bizi Millet yapan, değerlerimiz,
Tehdit altındadır, bilir misiniz..
Köşe dönmecilik, özendirilip,
Bir toplum oluştu, saygı-sevgisiz...
Vesselam…
Kaynaklar :
1-
Toplumsal
Cinsiyet Bağlamında Evlilik Programları- Nurdan Akıner, Şükriye Eren
2-
Baudrillard, 2008:155
Özcan AKYÜZ

Yorumlar
Yorum Gönder