Ana içeriğe atla

EN SAĞLAM DİRENİŞ KALBİ TEMİZ TUTMAKTIR



          Simone WEİL bir yazısında   “ Bir insana zarar verildiği  zaman,  gerçek kötülük onun kanına geçer” diyerek tespitte bulunur.  Bu durumda  bizim başkasına yaptığımız kötülükler başka kötülüklere kapı araladığını gösteriyor.
            Sadece  acı ve eziyetler değil, kötülüğün kendisi de ruhuna işler. İnsanlar iyiliği birbirlerine  aşılama gücüne sahip olduğu gibi, kötülüğü de başkalarına bulaştırabilirler. O yüzden insanların birbirlerine verdiği en büyük zarar kötülüğü bulaştırmalarıdır.
            Günümüz toplumunda kötülük ne yazık ki bulaştırıcıdır. O yüzden toplumu eleştiren, düzeltmeye çalışanalar ve bunu kendine misyon edenler öncelikle en büyük direnişi kendisinde başlatarak kalbini temiz tutmalıdır.  Elbette ki bilindiği üzere kişinin kendi nefsine direniş göstermesi kolay bir olay değildir.  O yüzden bunu nasıl yapabileceğimize kafa yoralım….
            Evet öncellikle aynaya bakmakla başlayabiliriz. Aynanın karşına geçerek gönlümüzde olanları,  kendimizi sorgulayacağız, gördüklerimizi dışa vurulan düşünceleri irdeleyeceğiz. Acaba kaçımız o çıkan kişiliği beğenecek, yeterli görecek, yaptıklarını, yaşantısını takdir edebilecek. Eminim kendimize sorduğumuz bu soruların cevapları manidar olacak …. Ve işte tam da bu sırada olumsuz cevapların olumluya dönüştürmek için elimizden gelenin fazlasını yapmak gerekir.
            Aslen Pakistanlı Amerika’da yaşayan vaiz Nouman Ali KHAN “ Kendi yanlışlarınızı görmezden geldiğiniz müddetçe Allah içinizde bulunduğunuz negatif durumu değiştirmeyecek” diyor bir röportajında. Dolayısıyla temelde insan, özelde Müslüman kimliğimiz ile yanlışları düzeltmek için öncelikle kendi yanlışlarımızı düzeltmekle başlayacağız.
            Kendi yanlışlarımızı, hatalarımızı, eksiklik ve aşırılıklarımızı görmediğimizden;  sürekli tavsiye, öneri ve fetvalar bekler-isteriz. Oysa bizi bizden çok bilen kim var ki? Mesela neden kendimizi sorgulamıyor, kendimize sorular sormuyoruz. Evet nefsimizden, vereceğimiz cevaplardan korkuyoruz, kendimize güvenmiyoruz.
            Hiçbir şey yapmayıp, dinin bir amir-memur ilişkisine indirgemeyeceğiz. Önce nefsimizi, ölmeden önce biz kendimizi sorguya çekeceğiz. Sonrada insanlığımızı, tecrübelerimizi, bilgilerimizi hak tartısıyla tartacağız.  Sürekli başkalarından fetvalar beklemeyeceğimiz gibi nefsimizin uydurduğu fetvalara da  kulak tıkayacağız. Tek ölçeğimiz Hak ölçeği olmalıdır. 
            Eşref-i Mahlukat olan insan, hak yolunda yapmış olduğu çaba  ve gösterdiği iradenin takdirini Allah’tan bekleyecek. Başkaları küçümser ya da takdir eder diye bakmayacağız.  Başarıya ulaşırız diye de düşünmeyeceğiz.  Çünkü  Allah’ın bizde görmek istediği tek şey başarı değil, çabadır.  Bu konuda yine Ali KHAN “ Allah insanları hedefe değil yola davet eder” diyor. Belki istikamette bazılarımız hızlı ilerliyor, bazılarımız yavaş. Ama önemli olan doğru istikamette yol alabilmektir.
            İlerleyeceğimiz yolda hüzne kapılmayıp,  öfkeye yenilip  “ Ne için Allah bunun olmasına izin verdi? ” söyleminden kaçınmalıyız.  Allah’la olan uzak ilişkimiz belki de bizi bu düşünceye sürüklüyordur.  Bu yüzden nefse karşı sağlam bir direniş ile kalbi temiz tutmalıyız. Öyle bir kalp olacak ki “ İçinde hiç bir gürültünün elinden alamayacağı bir sessizlikte, O’nunla mutlu bir kalp” olmalı. Ve işte böyle bir kalp–aşk ile kötülüğün bulaşmadığı, aksine etrafını iyilikle doldurduğunu göreceğiz. “ ………..Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d-28)

Yunus EMRE derki;
…..
Aman nefsim, dikkat et, yitirme sermayeyi.
Giderse, ne yapsan da gelmez o tekrar geri.

Farz et ki ecel geldi, istedin bir gün izin.
Ve lakin verilmedi, o zaman ne edersin?

Farz et ki, daha sonra verdiler sana onu.
Düşün şimdi o günün içinde olduğunu.

Ne yapacak idiysen ey nefsim o son günde,
Yap onu işte bu gün, zira fırsat elinde.
Vesselam…

Özcan AKYÜZ
En sağlam direniş kalbi temiz tutmaktır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DAĞLAR HAREKET EDİYOR MU?

Dağların hareketliliği, kıtasal hareketlilik ve dünyanın kazığı olan dağların köklerini anlamlandırmaya çalışalım. Dağlar, yeryüzü kabuğunu meydana getiren çok büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucunda oluşur. İki tabaka çarpıştığında daha dayanıklı olan diğerinin altına girer. Yukarıdaki tabaka kıvrılarak yükselir ve dağ meydana gelir. Alttaki tabakanın yerin altında ilerlemesiyle de aşağıya doğru derin bir uzantı dağ kökü oluşur. Bilimsel bir kaynakta dağların bu yapısından, “kıtaların daha kalın olduğu dağlık bölgelerde yer kabuğu mantoya derinlemesine saplanır.” şeklinde söz edilir. “Dağların yeryüzünde görünen kısmından çok daha büyük olan kökleri, yerin altında görünmez bir durumdadır. Dağların yerin altındaki kökleri, dağın görünen kısmının 10-15 katına kadar çıkabilmektedir. Örneğin Dünya’nın en yüksek noktası olan Everest Tepesi, yerin 9 km kadar üstündedir, oysa bu noktanın yerin altındaki kökü 125 km civarındadır. Burada 125 km uzunluk bize uçuk bir rakamm...

ZİNCİRİ KIRMA

“ Zinciri Kırma “ kişisel gelişim uzmanların sıklıkla dile getirdiği ünlü bir metodun ismi. Bu metotta kişi kendisine günlük, haftalık veya yıllık hedefler belirliyor. Belirlenen hedeflere ulaşıldığı günlerde takvimden o güne çarpı atılıyor. Böylece atılan bu çarpılarla bir zincir oluşturuluyor ve  zinciri kırılmamış oluyor              Kişisel gelişim uzmanları sürekli hedefleriniz olsun, 6 saatten fazla uyumayın, bir dil öğrenin, haftada bir kitap bitirin, spor yapın, sürekli koşun, hayallerinizden vazgeçmeyin,  zinciri kırmayın telkininde bulunur. Aslında denilen şeylere itiraz edilecek bir husus yok.  Hatta bizimde bir tablomuz olmalı her gün çarpı atmalıyız. Ve bizlerde pek çok hedefin peşinden koşmalıyız. Pek sorun nerede? Asıl sorun işin en önemli kısmından bahsetmiyorlar. Basit bir matematik işlemiyle açıklamaya çalışalım. Düşünelim ki zincirdeki sayıları toplamaya başlayacağız geçen sene 21 bu sene...

Siz hiç düşünmez misiniz?

(Geceyi gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da Onun emrine boyun eğmiştir. Bunlarda, akıl edenler için dersler vardır.)  [Nahl 12]             Kur’an-ı Kerim’in  bir çok ayette "Siz hiç düşünmez misiniz?", “ Akıl etmez misiniz”  diye Bize uyarıda bulunur.  Bu nasıl müthiş bir şey,  ne güzel bir iksir, İslam ne muntazam bir din... Bu düşüncelerdeyken, "Siz hiç düşünmez misiniz?"   şeklinde başlayan ayetler her karşıma çıktığında kendimi inanılmaz şanslı ve mutsuz hissediyorum.  Şanslı olmamın nedeni böyle bir dinin mensubu olmam. Mutsuz olmamın sebebi ise hakkıyla sorgulayıp akıl edip, düşünmüyor olmam ve ümmetin de yeterince ayetin hakkını vermemesidir. Hani hepimizin yerdiği, sevmediği o seküler batı toplumları var ya işte onlar okuyor, düşünüyor,  adeta kuran ayetinin mahiyetini gerçekleştiriyor. Biz ümmet olarak o emir ve tavsiyelere inanıyoruz fakat yerin...