Ana içeriğe atla

UYUŞTURUCU İLE UYUŞTURULAN GENÇLİK


Gençlerimiz dünden bugüne farklı zamanlarda farklı yöntemlerle uyutuldu-uyutuluyor. Elbetteki bu uyutma fikirsel ve fiziksel olarak olarak ayırabiliriz. İlk aşamada özelde gençliğimiz akabinde bu gençliğin oluşturduğu toplum fikir üretmiyor, okumuyor, sözleriyle İslam’a inanıyor kalben tasdik edip onaylamıyor. Gençlik eleştirmiyor, sorgulamıyor yanlışlıkları  düzeltmek için bir adım atmıyor.  Sessiz bir yığın gibi yollarda bile elinde tuttuğu telefonda içinde  kayboluyor, sosyal medyada ki yönelmelere meylediyor.
Fikir üretmeyen, sorgulamayan faaliyete bulunmayan “Bir Taşı Bir Taşın Üzerine Koyamayan “  namaz kılmayan, Kuran Kerim’i okumayan  bir nesil boşluğa düşüyor.  Bu boşluk öyle bir boşluk ki göz görmez uçsuz bir kuyu adeta.
Üstelik bir kere boşluğa düşenin o kuyudan çıkması pekte kolay olmuyor. Kendini boşlukta hisseden gençlik, kendine yeni bir macera arıyor, kalben tatmin olmak istiyor ama elinde bulunan tüm imkanlara rağmen tatminsizlik devam ediyor ve sürekli yeni bir şeylerin peşinde olan ve tatmin olma macerasında olan gençliğin etrafında hele ki güzel ahlaklı, dost edinmiş bir çevre yoksa, çok masummuş gibi gözüken, sigaradan başlayan karanlık ve dehşet dolu bir bodrum katı ya da yıkık dökük bir evde can bulmasıyla son bulunuyor ne yazık ki! Elbette ki ilk olarak sigarayla başlıyor, akabinde esrar, oda bir süre tatmin etmiyor, bu sefer kendi aralarında zehiri  masumlaştırmak için kulağa hoş gelecek isimlerle “Ferrari, Mercedes, Audi, Bentley vb.” gibi isimler veriliyor sentetik haplara.  Bunların da peşinden bonzai, kokain, GHB ve eroin geliyor, içinde Allah’ın sevgisini ve beyninde sorgulama eleştirme, okuma olmayan gençlik kullandığı bu uyuşturucu haplarla kalbi de beyni de adeta paramparça ediliyor.
Uyuşturucu kullanım oranlarına bakarsan, her yıl Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC–United Nations Office on Drugs and Crime) tarafından Dünya Uyuşturucu Raporu yayımlanmaktadır. 2016 Dünya Uyuşturucu Raporu verileri incelendiğinde; 2014 yılı için dünya genelinde 15–64 yaş arası genel nüfusta en az bir defa uyuşturucu kullanım yaygınlığının %5,2 olduğu, başka bir ifadeyle her 20 kişiden 1’inin yani yaklaşık 247 milyon kişinin uyuşturucu kullandığı görülmektedir.
Ülkemiz verilerine bakıldığında ise 15–64 yaş arası genel nüfusta en az bir defa uyuşturucu kullanım yaygınlığının % 2,7 olduğu, başka bir deyişle yaklaşık 1,3 milyon kişinin herhangi bir uyuşturucu maddeyi en az bir kez denediği görülüyor.  Belki bu oran AB ülkelerine kıyasla daha düşük olabilir bilakis işin asıl korkutucu/ürkütücü kısmı kullanım artış oran hızının gittikçe yükselmesidir. 2007 yılından 2016 yılına kadar uyuşturucu kullanımı sebebiyle 2148 vatandaşımızın hayatını kaybettiğini aklımızdan hiç çıkarmadan bu oranları tekrar değerlendirelim, toplumsal yozlaşma ve bozulmanın çığ gibi büyüdüğü bir dünyada, giderek yaygınlaşan bu insanlık suçuyla mücadeleye topyekûn bir seferberlik halinde devam edilmelidir. Bu matematiksel oranlar, çokta masum gözükmüyor çünkü oran bize, yıkılan hayaller yıkılan hayatlar kahrolan aileler, demek. Ebediyete giden yolun hüsrana varmasıdır Ey! gönlü fikri ve zihinleri  aç olarak çocuk yetiştiren sen/ben/biz bu gidiş, gidiş değildir çıkışı olmayan mağarada ısrarla ileriye doğru yıkışa doğru adım atmaktır…
AB ülkesini tüm olumsuzluklarıyla örnek alan ülke gençliğimiz ne yazık ki uyuşturucu kullanım oranlarının yükselmesiyle bu olumsuzluğu da takip ettiği bir kez daha görüldü. Türkiye'de son 6 yılda uyuşturucu kullanım oranları 17 kat arttı. Tedavi gören bağımlıların yüzde 57,76'sının işsiz olduğu belirlenirken, yüzde 26,59'unun düzenli işi olduğu, yüzde 3,10'unun öğrenci olduğu saptandı. Bağımlıların yüzde 89,79'u ailesiyle, yüzde 6,28'inin yalnız, yüzde 0,52'sinin ise arkadaşıyla yaşadığı görülürken, yüzde 0,66'sının bir kurumda, yüzde 0,31'inin evsiz olduğu ve sokakta yaşadığı bilgisi yer alıyor. Dolayısıyla bu oranlar bize bir kez daha gösteriyor ki  toplumun her kesimi bu uyuşturucu illetine bulaşmış durumda o yüzden dikkatleri şu noktaya çekmek istiyorum, bu tuzağa düşenleri çok uzakta aramaya gerek yok bilakis içimizdeki insanlar. Senin kardeşin, onun ablası, yeğeni, amcası, halası, çocuğu velhasıl hepimizin her şeyi olabilir bu bataklığa düşenler. Bu yüzden çok dikkatli olmamız gerekiyor. Özelikle de ergen yaşında kardeşimiz, yeğenimiz akrabamız varise bu bataklığa düşmesini engellemek, yada en az zararla kurtulmasını sağlamamız gerekiyor.
Toplumların hem bugününü hem de geleceğini tehdit eden, beden ve ruh sağlığını bozan, hatta yaşam kaybına yol açan, sebep olduğu suç ve kazaların, adli, sosyal ve hukuki yansımalarıyla toplumsal yapıyı bozan, uyuşturucu kullanımı küresel bir halk sağlığı sorunu olduğu aşikardır. Bireysel bir sağlık sorunu olmasının yanı sıra etkisi sadece kullanıcılarıyla sınırlı kalmayarak onların ailelerini, çevrelerini ve tüm toplumu etkileyen ve sebep olduğu diğer sorunlar nedeniyle toplumun tamamı için yıkıcı sonuçlar ortaya çıkaran uyuşturucu probleminin ortadan kaldırılabilmesi, ancak toplumun tüm kesimlerini içeren kamu, özel, sivil toplum ve vatandaş işbirliğindeki çok sektörlü bir mücadeleyle mümkün olacaktır. Bugün kendini İslami cemaat olarak tanıtanlar, dernekler, sivil toplum kuruluşların  neden uyuşturucu kullanımı sorunu ve sokak çocuk/gençlerinin geleceğini dert etmiyor. Çara olacak paradigmalar oluşturmuyor. Bu konuları dert eden cemaat ve STK’lar bir elin  parmağını geçemez durumda. Elbette ki bu durumun azlığı hiç olmadığı anlamına gelmiyor, gerçekten de bu sorunu kendine dert edinenler, gazete manşetiyle, tv ekranları  vasıtasıyla durumun vahametini anlatıp, aktaran da var.  Yine bu doğrultuda emniyet, diyanet ve yetkili diğer kuruluşların gerekli ve yeterli bir çalışma gerçekleştirdiğini göremiyoruz çünkü istatistik veriler tüm açıklığıyla karşımızda duruyor.
Sonuç olarak gençlerimizin uyuşturucu ile uyuşturulmasına özelikle şahıslar olarak bizler, diyanet, İslami ve insani tüm dernek ve kuruluşlar birlik ve aynı gaye ile çevremizdeki insanları – toplumu bilinçlendirmemiz gerekiyor. Gerekli tüm tedbirleri almamız, almasını sağlayacak mekanizmalar oluşturması gerekliğine inanıyorum.
Aklı ve kalbi uyuşmamış, İslam ve insanlık için çalışan bir gençlik duanız hiç eksilmesin.  Vesselam….


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DAĞLAR HAREKET EDİYOR MU?

Dağların hareketliliği, kıtasal hareketlilik ve dünyanın kazığı olan dağların köklerini anlamlandırmaya çalışalım. Dağlar, yeryüzü kabuğunu meydana getiren çok büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucunda oluşur. İki tabaka çarpıştığında daha dayanıklı olan diğerinin altına girer. Yukarıdaki tabaka kıvrılarak yükselir ve dağ meydana gelir. Alttaki tabakanın yerin altında ilerlemesiyle de aşağıya doğru derin bir uzantı dağ kökü oluşur. Bilimsel bir kaynakta dağların bu yapısından, “kıtaların daha kalın olduğu dağlık bölgelerde yer kabuğu mantoya derinlemesine saplanır.” şeklinde söz edilir. “Dağların yeryüzünde görünen kısmından çok daha büyük olan kökleri, yerin altında görünmez bir durumdadır. Dağların yerin altındaki kökleri, dağın görünen kısmının 10-15 katına kadar çıkabilmektedir. Örneğin Dünya’nın en yüksek noktası olan Everest Tepesi, yerin 9 km kadar üstündedir, oysa bu noktanın yerin altındaki kökü 125 km civarındadır. Burada 125 km uzunluk bize uçuk bir rakamm...

ZİNCİRİ KIRMA

“ Zinciri Kırma “ kişisel gelişim uzmanların sıklıkla dile getirdiği ünlü bir metodun ismi. Bu metotta kişi kendisine günlük, haftalık veya yıllık hedefler belirliyor. Belirlenen hedeflere ulaşıldığı günlerde takvimden o güne çarpı atılıyor. Böylece atılan bu çarpılarla bir zincir oluşturuluyor ve  zinciri kırılmamış oluyor              Kişisel gelişim uzmanları sürekli hedefleriniz olsun, 6 saatten fazla uyumayın, bir dil öğrenin, haftada bir kitap bitirin, spor yapın, sürekli koşun, hayallerinizden vazgeçmeyin,  zinciri kırmayın telkininde bulunur. Aslında denilen şeylere itiraz edilecek bir husus yok.  Hatta bizimde bir tablomuz olmalı her gün çarpı atmalıyız. Ve bizlerde pek çok hedefin peşinden koşmalıyız. Pek sorun nerede? Asıl sorun işin en önemli kısmından bahsetmiyorlar. Basit bir matematik işlemiyle açıklamaya çalışalım. Düşünelim ki zincirdeki sayıları toplamaya başlayacağız geçen sene 21 bu sene...

Siz hiç düşünmez misiniz?

(Geceyi gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da Onun emrine boyun eğmiştir. Bunlarda, akıl edenler için dersler vardır.)  [Nahl 12]             Kur’an-ı Kerim’in  bir çok ayette "Siz hiç düşünmez misiniz?", “ Akıl etmez misiniz”  diye Bize uyarıda bulunur.  Bu nasıl müthiş bir şey,  ne güzel bir iksir, İslam ne muntazam bir din... Bu düşüncelerdeyken, "Siz hiç düşünmez misiniz?"   şeklinde başlayan ayetler her karşıma çıktığında kendimi inanılmaz şanslı ve mutsuz hissediyorum.  Şanslı olmamın nedeni böyle bir dinin mensubu olmam. Mutsuz olmamın sebebi ise hakkıyla sorgulayıp akıl edip, düşünmüyor olmam ve ümmetin de yeterince ayetin hakkını vermemesidir. Hani hepimizin yerdiği, sevmediği o seküler batı toplumları var ya işte onlar okuyor, düşünüyor,  adeta kuran ayetinin mahiyetini gerçekleştiriyor. Biz ümmet olarak o emir ve tavsiyelere inanıyoruz fakat yerin...