İnsan hep karşılık
bekler... Tohum eken ürün bekler. Emek veren verim ve başarı ister. Doğamızdan
mı bilinmez hep isteriz, karşılık
bekleriz. Belki de bilmiyoruzdur, en güzel amel, karşılık beklenmeden yapılan
olduğunu. Bilsek te değişen bir şey olur mu ki? Oda bilinmez ya… Bazen
yaptığımız çaba ve emeğin karşılığını bulamayabiliyor, bulmak istediğimiz dönütü alamayınca
hepimizin içinde geçen “ söylesek tesiri
yok, sussak gönlümüz razı değil” sözünü kendi içimizde dillendirmişizdir. Bu
durumu Necip Fazıl şiirlerinde farklı bir açıdan işlemiştir.
Evet
Necip Fazıl bizler için gelmiş geçmiş en nadide şairlerden biridir. Onun bir mısrasın da anlattıklarını
belki de bizler bir sayfa yazıyla ifade edemeyebiliriz. Dolayısıyla en çok
bilinen şiirlerinden “Utansın “ şiirini
irdeleyeceğiz bu yazımızda. “Utansın “ adlı şiirinde de yaşanan olumsuzluklara
karşı inanmış insanların duyarsızlığından şikayet eder, bütün mücadelesini bir
anlama oturtarak herkesin üzerine düşeni yapmasını, elinden geleni yaptıktan
sonra sorumluluğun artık kendisinden çıkacağına dikkat çeker.
Tohum saç, bitmezse toprak
utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
İster yiyecek ekmek bulma yarışında olan çiftçi ol, istersen gözünü tüm dünya hakimiyetine dikmiş bir ideal adamı. Yapman gereken bellidir; tohumluk buğdayını tarlaya, idealinin fikir fidelerini ise ruhlara ekmek! Tohum bitip yeşermezse, taş kesilmiş insan utansın! Sen hedefe odaklan ve atışını yap! Mızrak mızraklığını unutup da hedefe varmazsa o utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
İster yiyecek ekmek bulma yarışında olan çiftçi ol, istersen gözünü tüm dünya hakimiyetine dikmiş bir ideal adamı. Yapman gereken bellidir; tohumluk buğdayını tarlaya, idealinin fikir fidelerini ise ruhlara ekmek! Tohum bitip yeşermezse, taş kesilmiş insan utansın! Sen hedefe odaklan ve atışını yap! Mızrak mızraklığını unutup da hedefe varmazsa o utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak
sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Sen varoluş gayesinin şuurunda kendi idealine dörtnala koş, vazifen budur. Eğer ki bu uğurda çatlarsan ne gam! Bundan daha büyük bir ödül olamaz zaten.
Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Dikilip ve öz suyunu kıbleden alarak dal dal gelişip yedi iklime kök salan ulu çınar ağacı, muhteşem medeniyet ! Şimdi yerinde köksüz, uyduruk, taklit bir noel ağacı ve dallarında iliştirilmiş yapraklar gibi iğreti, insanlığını yitirmiş insan müsveddeleri! Eski çınarın Noel ağacına dönüşmesi, bu milletin tarihiyle, fikriyatıyla, edebiyatıyla, hasılı hayatın tüm şubeleriyle sistematik bir şekilde o billur, halis ve namütenahi iman cevherine küstürülüp, onun yerine batının yüzeyde parıldayan, özde ise paslanmış, mekana esir ve zamana yenik değerlerinin getirilmesinin hazin bir göstergesidir.
Nur'un yerinin idare lambasına, bülbülün yerinin ise kargaya bırakılması kadar acıklı bir manzara...
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
O çınar ağacını eskisinden daha gür ve daha muhteşem, son ve som bir medeniyet halinde tekrar yeşertmeyi kendine ve gençliğe bir vazife olarak gör ve bil. Bu uğurda çalışmayıp, taklitlerde kalıp büyük medeniyetimizin çırakları olarak bizler dedelerimizden kalan bu emaneti daha iyiye götürmez isek gerçekten de utanmamamız gerek !
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!
Asıl meselemiz sonsuza varmak ise bu fani hayatı imtihan sırrı şuuruyla sonsuz hayata sıçrama taşı kılmamız gerek. Asıl varış ölümden sonra gerçekleşecek bu gerçeği hakkıyla idrak etmemiz gerek. Ötesi yalan ve boşa aldanış!
Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Sen varoluş gayesinin şuurunda kendi idealine dörtnala koş, vazifen budur. Eğer ki bu uğurda çatlarsan ne gam! Bundan daha büyük bir ödül olamaz zaten.
Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Dikilip ve öz suyunu kıbleden alarak dal dal gelişip yedi iklime kök salan ulu çınar ağacı, muhteşem medeniyet ! Şimdi yerinde köksüz, uyduruk, taklit bir noel ağacı ve dallarında iliştirilmiş yapraklar gibi iğreti, insanlığını yitirmiş insan müsveddeleri! Eski çınarın Noel ağacına dönüşmesi, bu milletin tarihiyle, fikriyatıyla, edebiyatıyla, hasılı hayatın tüm şubeleriyle sistematik bir şekilde o billur, halis ve namütenahi iman cevherine küstürülüp, onun yerine batının yüzeyde parıldayan, özde ise paslanmış, mekana esir ve zamana yenik değerlerinin getirilmesinin hazin bir göstergesidir.
Nur'un yerinin idare lambasına, bülbülün yerinin ise kargaya bırakılması kadar acıklı bir manzara...
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
O çınar ağacını eskisinden daha gür ve daha muhteşem, son ve som bir medeniyet halinde tekrar yeşertmeyi kendine ve gençliğe bir vazife olarak gör ve bil. Bu uğurda çalışmayıp, taklitlerde kalıp büyük medeniyetimizin çırakları olarak bizler dedelerimizden kalan bu emaneti daha iyiye götürmez isek gerçekten de utanmamamız gerek !
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!
Asıl meselemiz sonsuza varmak ise bu fani hayatı imtihan sırrı şuuruyla sonsuz hayata sıçrama taşı kılmamız gerek. Asıl varış ölümden sonra gerçekleşecek bu gerçeği hakkıyla idrak etmemiz gerek. Ötesi yalan ve boşa aldanış!
Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
Bakara suresi, 138. ayet (Ömer Nasuhi
Bilmen meali):
(Ey mü'minler! Deyiniz ki, bizim boyamız) Allah'ın boyasıdır. Allah’ın boyasından boyası daha güzel olan kim vardır? Ve bizler ancak ona ibadet edenleriz. Burada üstadın hangi rengi kastettiği anlaşılıyor. Bayraklaşmaya gelince; Üstat Allah'ın rengini taşıyan bayrak altında Müslümanların birleşmesini istiyor. Müslümanların tek yürek tek bilek olmasını istiyor
Milliyetimiz İslam deyip, ırkçılık yapmadan Allah’ın rengini taşıyan bayrak altında toplanmamız gerekliliğine vurgu yapılıyor.
Zaman her şeyi kuşatmış, eskitiyor ve toprağa çekiyor ve döne döne nihai noktasına ilerliyor. insan eskimemek, pörsümemek, ölmemek diler. Farkında olsa da olmasa da bunu arar. Fanilik duygusunun içini acıtmadığı kaç insan vardır? Solmayan tek renk, eskiyip pörsümeyen yegane yeni, çağlar üstü 'mutlak fikir' İSLAM... Onu, insanlık, gölgesinde sonsuzluğun huzuruna ersin diye bir çınar ağacı gibi dal dal yaprak yaprak sistemleştiren Usta ve 'mütefekkir'in izinde dünyaya hakim kılmak mukaddes davası! Bayraklaşmayı, gençliğin elinde burçlara dikilmeyi bekliyor!
Şiir zevk idrakine hitap eder, hissedip zevkine vardığın neyse anladığın odur! İnsan, sahici türden her şiirden, yaşam tecrübesi, kültürü ve zevk idraki nispetince belli anlamlar çıkartabilir. Bununla birlikte asıl olarak, şiiri anlamlandırırken şairine de bakmak gerekir. bakmak da yetmez O'nu görebilmek gerekir! Onun hayatına bakıp, derdini, ızdırabını, mücadelesini ve gayesini görebilmek... Aksi halde kendi dar idrak kalıbımızda hapsetmiş oluruz şiiri. Hele ki söz konusu şahsiyet Necip Fazıl ise O'nun bütün hayatını kuşatmış dava adamlığını ve çilesini görmeksizin şiirini anlamak denizin üstünde parlayan yakamozlara takılıp dipteki inci mercanı ve envai çeşit mana zenginliğini gözden kaçırmak demek olacaktır. İbrahim Sarı “Bayrak” isimli kitabında Üstadı şöyle anlatıyor; '' İdeali aramakla toprağa bağlanmak arasında kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını hakikatin hakikatine nispetle heykelleştiren adam! O çağımızı ateş gibi kavuran ruhi buhranı ve insanlığı topyekun kuşatan 'varoluş ıstırabını' her zerresiyle yaşamış ve buhrandan kurtuluşun reçetesini verdiği destansı mücadele içinden damıtarak 'her örgüsü tezatsız' bir ideolog gibi bir kurtuluş yolu arayışında kıvranan insana takdim etmiştir.”
(Ey mü'minler! Deyiniz ki, bizim boyamız) Allah'ın boyasıdır. Allah’ın boyasından boyası daha güzel olan kim vardır? Ve bizler ancak ona ibadet edenleriz. Burada üstadın hangi rengi kastettiği anlaşılıyor. Bayraklaşmaya gelince; Üstat Allah'ın rengini taşıyan bayrak altında Müslümanların birleşmesini istiyor. Müslümanların tek yürek tek bilek olmasını istiyor
Milliyetimiz İslam deyip, ırkçılık yapmadan Allah’ın rengini taşıyan bayrak altında toplanmamız gerekliliğine vurgu yapılıyor.
Zaman her şeyi kuşatmış, eskitiyor ve toprağa çekiyor ve döne döne nihai noktasına ilerliyor. insan eskimemek, pörsümemek, ölmemek diler. Farkında olsa da olmasa da bunu arar. Fanilik duygusunun içini acıtmadığı kaç insan vardır? Solmayan tek renk, eskiyip pörsümeyen yegane yeni, çağlar üstü 'mutlak fikir' İSLAM... Onu, insanlık, gölgesinde sonsuzluğun huzuruna ersin diye bir çınar ağacı gibi dal dal yaprak yaprak sistemleştiren Usta ve 'mütefekkir'in izinde dünyaya hakim kılmak mukaddes davası! Bayraklaşmayı, gençliğin elinde burçlara dikilmeyi bekliyor!
Şiir zevk idrakine hitap eder, hissedip zevkine vardığın neyse anladığın odur! İnsan, sahici türden her şiirden, yaşam tecrübesi, kültürü ve zevk idraki nispetince belli anlamlar çıkartabilir. Bununla birlikte asıl olarak, şiiri anlamlandırırken şairine de bakmak gerekir. bakmak da yetmez O'nu görebilmek gerekir! Onun hayatına bakıp, derdini, ızdırabını, mücadelesini ve gayesini görebilmek... Aksi halde kendi dar idrak kalıbımızda hapsetmiş oluruz şiiri. Hele ki söz konusu şahsiyet Necip Fazıl ise O'nun bütün hayatını kuşatmış dava adamlığını ve çilesini görmeksizin şiirini anlamak denizin üstünde parlayan yakamozlara takılıp dipteki inci mercanı ve envai çeşit mana zenginliğini gözden kaçırmak demek olacaktır. İbrahim Sarı “Bayrak” isimli kitabında Üstadı şöyle anlatıyor; '' İdeali aramakla toprağa bağlanmak arasında kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını hakikatin hakikatine nispetle heykelleştiren adam! O çağımızı ateş gibi kavuran ruhi buhranı ve insanlığı topyekun kuşatan 'varoluş ıstırabını' her zerresiyle yaşamış ve buhrandan kurtuluşun reçetesini verdiği destansı mücadele içinden damıtarak 'her örgüsü tezatsız' bir ideolog gibi bir kurtuluş yolu arayışında kıvranan insana takdim etmiştir.”
Sonuç olarak Üstad Necip Fazıl'ın ''utansın'' şiiri, yaşamında bir hedef
güden her insanı kuşatıcı bir mahiyet taşır. Bir gayen varsa ve ne yapman
gerektiğini biliyorsan; yap! Dağın en zirvesine bayrak mı dikeceksin? Tırman,
en tepeye! Ressam mı olmayı düşlüyorsun, resim yap! Koşuda birinci mi gelmek
istiyorsun, koş! Su içmek istiyorsan bardağa uzan, doldur ve iç! Allah Teala,
en basitinden en ulvisine kadar hayatta her işi bir vesileye bağlamış. ulaşmak
istediğimiz her gaye, bizden bir aksiyon tavrı bekler. Biz gücümüz,
kabiliyetimiz nispetinde yapmamız gerekenden sorumluyuz. Sonuç da zafer de bu
tavrımıza bağlıdır. O yüzden “Tohum saç
bitmezse toprak utansın” diyor
gençlikten “İnanç ve aksiyon” bekliyoruz.
Vesselam…
Özcan AKYÜZ

Yorumlar
Yorum Gönder