v Kalpler ancak Allah’ı Anmakla Huzur Bulur
Musap
uzun bir aradan sonra camiden içeriye
ayağını attığı o ilk an, yüreğindeki o heyecan ve ferahlık tüylerini diken
diken olmasına neden olmuştu. Son günlerde yaşamış olduğu tüm dert ve
sıkıntıları unutmuştu. Yüreğindeki daralma kendini ferahlığa vermişti. Musap
namazlarını eda etmiş ve sonrasında uzun uzun duaya başlamıştı. Bir ara kendince
söylendi, “günahlarımı tek tek tövbe etmeye çalışsam herhalde sabaha kadar
bitmeyecek” dediği anda hocasının Allah’ın rahmeti ve bağışlayıcılığı
üzerindeki sohbeti hatırlamıştı. “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve Allah geçekten sizlere, bizlere rahmet
edicidir.” Sözünü hatırlayınca içindeki
kurtulma umudu, yanmaya yüz tutmuş bir ateşin yeniden yellenerek alev tutması
gibi Musap’ın da umudunu yeniden
alevlendirdi.
Musap,
o gün sabah namazına kadar camide kalmış. Tövbe istiğfar etmiş, uzun süredir
kılmadığı namazların
kazasını eda etmişti.
Sabah namazı için camiye
gelen imam Musap'ı sabah namazında da orda görmüş, birazda şaşırmıştı.
Çünkü cuma namazları dışında namaz kılmak için ne yazık ki camiye çok az
kişi gelir ve bunların içinde gençlerin sayısı bir elin parmağını
geçmeyecek kadar azdı. Bu yüzden imam Hacı namazlara gelenlerin çoğunu tanır,
iletişim kurardı. Özellikle de gençlere karşı ayrı bir sempatisi vardı.
Peygamberimizin hissedip dediği" Namaz kılan yaşlıyı severim ama namaz
kılan gence aşığım" hadisini hisseder gibi. Gençlik İmam Hacı’nın en
önemsediği ve hassas olduğu bir noktasıydı.
Yatsı namazında Musap,
İmam Hacı'nın her ne kadar dikkatini çekmişse de sürekli sohbet ettiği
öğrenci grubu toplanmıştı. Öğrencileri bekletmemek adına Musap’la tanışma
fırsatını bulmadı. Normal bir zamanda olsa bu kadar içten ve samimi şekilde
ellerini açıp mağrur bir şekilde boynunu
eğip dua eden biriyle kesinlikle tanışmak isterdi. Her ne kadar bir an tanışmak
istese de bu duygusuna karşın sohbet edeceği
çocuklara sürekli anlatıp, hatırlattığı “ Müslüman verdiği sözde
durmalı, anlaştığı saate orada bulunmalı” gerçeği önünde duruyordu. Çünkü
Müslümanın dakik olması gerektiğine inanıyordu.
İmam Hacı çocukları bekletmemek adına yanlarına geçti, tek tek ellerine
sıkıp selamlaşarak hâl hatırlarını
sordu. Akabinde ekledi “bugünkü konumuz neydi ?” sorusuna on iki on üç
yaşlarında çok zeki yaşıtlarınca daha
uzun, sarışın olan “Özkan” hemen “İslami
Şuur” diye cevap verdi. İmam Hacı “madem konuyu sen söyledin anlat bakalım “İslami Şuur” ne demek ?”
Özkan hemen müsaadenizle deyip “ Öncelikle “Şuur”, Elmalılı Hamdi Yazır’ın
Bakara Suresinin 12. ayetinin tefsirinde ayrıntılı olarak izah ettiği üzere
kavrayışın (idrakin) başlangıcıdır; özdür, mihenk taşıdır, bilgiye vurulmayan
bir seçiciliktir. Ve İslami Şuur İslami perspektifte seçmek, hareket etmek, ona
göre olayları idrak etmektir. ” dediğinde zekasının ve islami bilgisinin
farkında olan İmam Hacı’nın bile
beklemediği güzellikte ve anlayıştaydı. Bu öğrenciler İmam Hacı’nın
gençliğin kötüye giden gidişatının
tekrardan düzelebileceğine olan inancını artırıyordu. Halbuki kötüye giden
gidişat sadece gençlikte değildi. Aslında sıkıntının büyüğü bu gençliği yetiştiren, bu
günlere getiren büyüklerindir. İmam Hacı bu hususu biliyor ancak çözümün
gençlikten gelebileceğine inandığından gençler üzerinde ayrı bir hassasiyeti
vardı. Bu doğrultuda gençliğe hitap etmek için İmam Hacı uzay, evren, kâinatın
oluşması, molekül biyoloji, Kur’an-ı Kerim ‘in içindeki bilimsel mucize ve
hakikatler yanı sıra İslami şuur konularında kendini sürekli geliştirmeye çalışır bu
hususta sohbetler yapar kendi öğrenci gruplarını da ciddi anlamda etkilerdi.
Özkan da en çok İmam Hacı’nın bu konulardaki bilgisine hayranlık duyar. Fizik
öğretmeninden çok fizik, biyoloji öğretmeninden çok biyoloji ve kimya
öğretmeninden çok kimya bilen İmam Hacı bilimsel hakikatleri İslami perspektifte
öğrencilerini anlatırdı.
İmam Hacı yine çocukları mest edecek
güzellikte dersini yapmış ardından da öğrencileri dondurma yemeye götürmüştü.
Bu onlar için bir alışkanlığa dönüşmüştü artık.
İmam Hacı sabah namazına camiye gittiğinde Musap'ı sabah camide tek başına ve yalnız görünce dayanamadı. Selamlamadan sonra "Ben İmam Hacı" deyip elini sıktığında "bende Musap" karşılığını aldı İmam Hacı.
Musapla sohbet etmeye
karar verdi. İmam Hacı "Hayırdır neyin var? Pek bahtiyar ve sıkıntılı
gözüküyorsun." dedi. Musap bir an duraksadı ve ne diyeceğini bilemedi. Ve ardından
ağlamaktan şişmiş gözlerini İmam Hacı ' ya dikti ve " Ben çıkmaz bir
bataklıktayım, çırpındıkça daha da batıyorum. Ancak bugün içimde oluşan
tarifsiz bir duygu beni buraya getirtti. " dedi.
Bu sözler karşısında daha önce bu tür söylemlerle camiye gelen bir kaç genci hatırlamıştı. Ben battım, bittim ölüyorum dediklerini ve sebebini sorduklarında "sevgilimden ayrıldım" demelerini hatırladı. Camiye ayrıldığı sevgilisiyle tekrar barışmak için dua etmeye gelmişlerdi. İlk başta Musap'ı da onlardan biri sanmıştı. Yalnız Musap' ta diğerlerinde görmediği ve hissetmediği bir şeyler hissetmişti. Çok içten ve samimiydi.
Bu sözler karşısında daha önce bu tür söylemlerle camiye gelen bir kaç genci hatırlamıştı. Ben battım, bittim ölüyorum dediklerini ve sebebini sorduklarında "sevgilimden ayrıldım" demelerini hatırladı. Camiye ayrıldığı sevgilisiyle tekrar barışmak için dua etmeye gelmişlerdi. İlk başta Musap'ı da onlardan biri sanmıştı. Yalnız Musap' ta diğerlerinde görmediği ve hissetmediği bir şeyler hissetmişti. Çok içten ve samimiydi.
Musap ağlamaktan ve
uykusuzluktan şişmiş derbeder bir vasiyette İmam Hacı’ya tekrar görüşme sözü
verip vedalaşarak camiden dışarıya
çıkmıştı. Her gün belki de defalarca yürüyüp turladığı caddeye indi.
Kimsecikler yoktu ortalıkta. Sabaha kadar açık olan birkaç çorbacı ve fırın
dışında şehir daha uykudan uyanmamış, adeta ölüm sezizliğindeydi. Oysa Musap
daha lise yıllarındayken arkadaşlarına dini sohbet yaptığında anlatmıştı “ Uyku, ölümün saatlere sığdırılmış bir
fragmanı” olduğunu söyler ardından
da “ Bizler bir gün uyuyacağız ve mahşer aleminde uyanacağız. Buna, yani o
güne ne kadar hazırsınız?” sorusuyla
bitirirdi sohbetini. Böylece konu
hakkında arkadaşlarını düşünmeye sevk ederdi. Şehrin sessizliği ona anılarını
hatırlatmıştı.
Musap her gün kuru kalabalıklar arasında
sessizce yürüdüğü bu caddeden tek başına
ama içinde birkaç iç sesle yürüyordu. Bu
yürüyüşte yorulan ayakları ve dik tutamadığı omuzları yerçekimi ile savaş
halindeydi. Uzun zamandır yaptığı ile
yapması gerekenler arasında gelgitler yaşayan musap nihayet artık “kurtuldum” diyordu.
Çünkü sabaha kadar namaz, kuran
ve dua etmenin içinde oluşturduğu müthiş bir maneviyat onu dünyanın en
huzurlu ve pişman kişisi yapmıştı. Hissettiği ferahlığın ardından son süreçte
yaptığı günahlarını düşündüğünden müthiş
bir pişmanlık duyuyordu. Bu durum Musap için iyiye alametti. Çünkü “gerçek anlamda bir tövbe gerçek anlamda bir
pişmanlığı icap ederdi.” Tüm insanlık iyi-kötü, doğru–yanlış denklemleri
arasında sürekli gelgitler yaşar, iradelerle tercih eder. Musap’ta irade
savaşında geceden beri Allah yolunu tercih etmişti. Ve iç sesi artık
kurtulduğunu sanıyordu. Oysa şeytan ve
nefsani duyguları onun peşini o kadar çabuk bırakmayacaktı. Yalnız Musap onu
bilmiyordu…
Musap yaşadığı bunca duygusal travmalardan sonra annesini
halen aramadığını ancak hatırlayabilmişti.
Elini cebine attı ve telefonu çıkardı. Ve çoktan yaşamadığı heyecanı
yaşadı. “Ayten” ile konuşmaya başladığı o ilk andaki heyecandan bile daha
büyüktü. İçindeki anne özlemi ve sevgisi yeniden yeşermişti. Telefonu camiye
girmeden önce kapattığını hatırlamıştı, açma tuşuna baştı. Telefonun açması süresince
geçen o kısa an bile onun için saatlere denk geli vermişti…
Telefonun açılmasıyla bildirimlerin ardı arkası
kesilmemişti. Whatsapp’ tan sayısız bildirimden ziyade gelen aramalar ve
mesajlarda “Ayten” ismini görünce biranda kısa süreliğine olsa da, birkaç kedi
ve köpek dışında kimsenin olmadığı o küçük şehrin tek caddesinin ortasında
donakaldı. İçi daraldı, ruhu karardı ve içinde bir anlam vermediği biraz tatlı,
biraz şüpheci ve en çokta belirsiz bir korku sardı. “ Ayten” den gelen
mesajları da okuyunca bu anlamsız ve
tarifsiz duyguları gittikçe artmıştı. Oysa sabaha kadar namaz, tövbe ve dua ile
elde ettiği huzur ve maneviyatı yerini “ Ayten’i kaybetme korkusu”
almıştı. Çünkü sözde modern gençlik,
mesajına geç cevap verilmeyi ayrılma nedeni olarak görebiliyordu. Ayten de bunu
gönderdiği mesajlarda açıkça da belirmekten çekinmemişti. Oysa nede çok
birbirlerini sevdiğini söylerlerdi birbirlerine. “Haram da huzur ararsan huzur sana haram olur” gerçeğini Musap daha
anlayamamıştı. En azından şimdilik…
Musap’ı camiye götüren ikinci iç sesi onu yine yalnız bırakmamıştı. Ve
şöyle dedi ona “Baki olan Allah korkusu mu? Yada faniyi kaybetme korkusu mu ?”
Musap bir anda öne eğik başını yerden kaldırdı ve sağa sola bakınmaya başladı,
yüzü ve yaptığı hareketler kendi iç sesinden korktuğunu gösteriyordu. Oysa
Karadeniz’in bu küçük, sakin ve kimilerine şirin kimilerine göre sıkıcı şehrin
caddesinde gecenin beşinde kimsecikler yoktu…
Musap aniden irkildi ve
Allah’ın her yerde olduğunu bilmesine karşın başını yukarıya doğru kaldırdı. Etrafın sisli
ve hafif aydınlandığını gördü. Tamda başının üstünde sise inat ortamı
aydınlatmaya çalışan sokak lambasını fark etti. Bu durum onun içinde umudun var
olmasını sağladı. Ve kendi kendine “Her
zaman kurtulmak için bir ışık seni hayra çağıran bir ses –umut vardır”
şeklinde sayıklamaya başladı. Tam da o anda “ Allah sevgisinin büyüklüğü” içinde oluşan “Ayten’i kaybetme korkusuna”
ağır gelmişti. Her ne kadar bu duygu Musap için uzun sürmeyecek olsa da…
Musap tekrardan telefondan rehberine girdi ve annesinin ismi
üzerine tam basacağı anda “Acaba bu saate uyanık mı ?” diye tereddütte düştü.
Oysaki sabah namazı vaktinde annesinin uyanık olmamasına pek ihtimal vermese
de. Musap küçüklüğünden beri biliyordu annesi sabah namazlarını kaçırmaz,
çocuklarını namaza anne şefkatiyle tek tek uyandırırdı. Her ne kadar zaman
zaman kardeşleri annelerini terslese de. Sabah namazına tüm aile fertleri
kalkar namazlarını eda ederdi. Musap
bunları anımsayınca aramaya karar verdi. Telefonun ikinci kez çalmasıyla
annesinin ağlamaklı bir vaziyette “Musabımm”
diye açması bir oldu. Musapta “Daye” diye karşılık verdi. Ve aralarında çok
duygusal bir konuşma geçti. Musap’ın gözleri yaşardı. Annesi, “lawuke mı tı
çıma digirî?” (oğlum niye ağlıyorsun?)” dediğinde daha fazla kendini tutamayarak
hıçkıra hıçkıra sokağın ortasında ağlamıştı. Ve annesine hakkını helal etmesini
istiyordu. Annesi de hakkını helal ettiğini ve sabah namazı saatinde onu aradığı için çok mutlu olduğunu söyledi.
Akabinde üniversiteye başlayıp bozulan komşunun çocuğundan bahsedince Musap’ın
başına kaynar sular dökülmüş gibi hissediyordu. “Ah Annam garip Annam! öğrense
ki düştüğüm durumları, nasıl da üzülürsün. Benim bunu sana yapmaya hakkım yok”
diye bir yandan da kendi kendine konuşuyordu. Telefon, bir insanın bir insana
yapabileceği en güzel, samimi ve içten dualarla kapatıldı. Musap’ın ruh hali
bir yandan rahatlarken bir yandan da yaptığı yanlışların farkına varıp daha da
kederleniyordu.
Bu duygular içinde kafasında birden çok sesle eve kadar
geldi. Evde 3 arkadaş beraber kalıyordu. Sürekli dertleştiği ve bir çok hususta
İslami olmasa da insani ve ahlaki olarak onu uyaran “Burak” sabahları işe
gideceğinden uyumuştu. Yalnız “Kadir” in lambası halen yanıyordu. Çoğu
üniversiteli arkadaşı gibi sabahlara kadar İngiliz ve ABD dizileri izler.
Akabinde akşama doğru uyanır. Derslere zaten kimse girmez. Sınavlara ise ancak
sınav haftası çalışılırdı. Musap odasına girdi, ışığı açtı duvardaki afişlere
gözü ilişti. Üniversiteye ilk geldiğinden bugüne duvara astığı afişlere bakınca
kendi hayatını o duvardaki afişlerde gördü. İlk astığı Mescid-i Aksa ve Mekke
afişleri iken en son duvara astığı afiş ise elindeki içki şişesi ile poz veren
“ Charles Bukowski” ye aitti. Musap müthiş bir dönüşüm geçirmişti. Bu dönüşümü
biraz düşündükten sonra göz kapakları artık uyuması gerektiğini söylüyordu. Tam
yatağa uzanacağı anda gardıroba astığı “Bugün hiç kalp kırdın mı? “ ve “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur
bulur” yazısına takıldı. Uyumaktan vazgeçti. Bu yazıları ilk defa görmüş ve
okumuş gibi kalp ritmi bozuldu ve kitaplığındaki tozlanmış Kur’an-ı Kerim’i
açıp okumaya başladı. Karşına çıkan ilk ayet Musap’ın yaşamındaki huzurun en etkileyici iksiri
olacaktı.
Devamı gelecek…….
Özcan AKYÜZ
09/08/2018

Yorumlar
Yorum Gönder