Ana içeriğe atla

ANTARKTİKA’YI NASIL BİLİRSİNİZ?



Merak duygusu, insanın varoluşsal ve içsel dürtülerin en önemli duygularından biridir. İnsanoğlunun elde etmiş olduğu bilimsel verilerin büyük bir çoğunluğu merak ve bir  hayalin çabaya dönüşmesinden sonra elde edilmiştir. Çünkü merak araştırmayı, araştırma hayal kurmayı, hayaller ise bir çaba vermemizi ve sonuca ulaşmamızı sağlıyor.
Bilim insanları asırlardır uzayı ve gezegenleri; oradaki yaşam formların olma ihtimallerini hep merak etmiş ve bu doğrultuda ciddi anlamda araştırmalar yapılmış, yapılmaya devam etmektedir. Peki başka gezegenleri merak eden insanlık neden yanı başındaki Antarktika’yı 1700-1800 yılları arasında ancak varlığını kanıtlamıştır. Bu durum bize “uzaktaki bir şeye fazla odaklanırsan yanı başımızdaki gerçekleri görmemizi engelleyebilir” gerçeğini gösteriyor.
Günümüzden tam 200 yıl önce “Antarktika’ya gidebilir miyiz ?” “Antarktika’ya gitmek yasak mı?” sorusunu bile soramazdık çünkü böyle bir kıtanın varlığı bilinmiyordu. Fakat bundan değil 200, tam 400 yıl önce bile “Mars’a gidilebilir mi sorusu”nu sorabilirdiniz. Çünkü binlerce yıldır Çinlilerden Iraklılara kadar çeşitli uygarlıklar tarafından izlenen bu gezegen 1610’da Galileo tarafından teleskopla kutuplarına kadar gözlemlendi. Ama o sırada aynı Galileo içinde yaşadığı gezegendeki 5. büyük kıtadan haberdar değildi.
1820 yılında Ruslar tarafından düzenlenen bir ekspedisyona kadar bu kıtayı gören/bilen hiç kimse olmadı. Kıtanın içindeki güney kutup noktasına ise neredeyse bir asır sonra 1911’de ayak basılabildi. Aydaki ilk adımlarımızdan sadece 58 yıl önce… 
Antarktika’ya gitmek yasak mı sorusuna ise hayır yasak değil hatta vize almanıza bile gerek yok. Çünkü Antarktika içinde ülke olmayan tek kıta. Siyasi olarak hiç bir yere bağlı değil. Tıpkı Ay gibi, Mars gibi. Gidersek hepimize ait, gitmezsek hiçbirimize… Yani orada bir kıta var, gitmesek de görmesek de o bizim kıtamızdır diyemeyiz. Peki gidersek bize ait olur mu?
Kolonileşme çağında ülkeler gittikleri yerlerin kendisine ait olduğunu ilan edebiliyordu. Nitekim 1900’lerde İngilizler, keşifler yaptıkları için Antarktika’yı sahiplenmeye çalıştı. Ardından Fransa, Norveç, Almanya da belli bölümlerinde hak iddia etti. Ta ki 1956’ya kadar. O yıl yeryüzünün en son keşfedilen topraklarından bir başkası üzerinde kurulmuş olan Yeni Zelanda, bu kıtanın “dünya toprağı” olması gerektiğini söyledi. 1959’da da Antarktika Antlaşması imzalandı. Şu anda Türkiye de dahil olmak üzere 53 ülke bu antlaşmayı taraf olarak kabul etmiştir. Buna göre kıtada askeri faaliyet yapamazsınız. Madencilik yapamazsınız. Nükleer faaliyet yapamazsınız. Sadece bilimsel araştırmalara izin veriliyor.

            Yılın herhangi bir zamanında Antarktika kıtasında en az 1000 kişi yaşıyor. Bunların çoğu orada araştırmalar yapan bilim insanları. Bu arada bilimsel araştırmalar konusunda Türkiye de önemli bir adım attı. Antarktika'ya Bilim Üssü Kurulması Projesi’ne yönelik çalışmaların gerçekleştiği 3. Ulusal Antarktika Bilim Seferi kapsamında, Horseshoe Adası’nda Türk Bilimsel Araştırma Kampı kuruldu. Bu kapsamda 3 yıl boyunca çeşitli bilimsel araştırmalarda bulunacak. Her ne kadar geç kalmış bir gelişme olsa da faydalı ve önemli bir adım oldu.
Aslına bakarsanız Antarktika’ya giden ilk Türkiyeli 1967 yılında Prof. Dr. Atok Karaali olmuş. Orada -80 derece gibi zorlu koşullarda bilimsel çalışmalar yaptığı yere “Karaali Kayalıkları” adı verilmiş. Antarktika’da Türkiyeli adı taşıyan bir başka yer de İnan Tepesi. Şu anda Koç Üniversitesi rektörü olan Prof. Dr. Ümran İnan dünyanın “iyonosfer ve atmosfer fiziği” konusunda önde gelen uzmanlarından biri. 1980’li yıllarda Stanford Üniversitesi’nde bir profesörken Antarktika’nın atmosferiyle ilgili yaptığı bilimsel çalışmaları nedeniyle oradaki 2451 metre yüksekliğindeki bir tepeye İnan Tepesi adı verilmiş.
Antarktika’da yaşam çokta kolay gözükmüyor çünkü Antarktika'yı ortalama 2.000 m kalınlığında büyük bir buz katmanı zırh gibi örter. Bir zamanlar “ulaşılamaz” diye adlandırılan kutup noktasında buzun kalınlığı 4.335 m’yi bulur. Bu buz kütlesi 24 milyon km³'lük hacmi ile yeryüzündeki bütün buzların yüzde 92’sini oluşturmaktadır. Kıyılarından kopan 350–600 m kalınlığındaki buz parçaları günde 1–3 m hızla ilerler ve birbiri üstüne yığılır. Bu tür yüzen yığınlardan biri olan Ross Buz Sahanlığı 540.000 km²'yi bulan alanıyla neredeyse Fransa büyüklüğündedir. Gelgit olayının buzlardan kopardığı büyük parçalar yüzerek çevreye dağılır. Bu tür buzdağları arasında 20.000 km² büyüklüğe ulaşanlar olur.
Güney Kutbu'nda yeryüzünün en soğuk ve en fırtınalı iklimi egemendir. Ortalama sıcaklık yaz aylarında -20 °C’dir ve bu, güneyden fırtınalar estiğinde -70 °C'ye kadar düşebilir. Coğrafi Güney Kutbu noktasında bulunan ABD gözlem istasyonunda yapılmış ölçümlerde sıcaklığın yıllık ortalamasının -50 °C olduğu, en sıcak ayda ancak -29 °C'ye yükseldiği belirlenmiştir. Yani yeryüzünün bu en büyük buzdolabının sıcaklığı Kuzey Kutbu'ndan ortalama 22 derece daha düşüktür.
 2016’da yayımlanan ve Antarktika’nın neden bu kadar önemli olduğunu gösteren bir araştırmaya göre yeryüzünde mikrobik hayatın bile olmadığı ilk ve tek yer Antarktika. O yüzden bilim insanları dünyada Mars’a en çok benzeyen bölge olarak ilan etmişler. 2019 yılında Türkiye uzay üssünün kurulması ve Antarktika bilim üssünün kurulması biz gençliğe daha büyük, daha gerçekçi hedefler ve hayaller kurmamızı sağlıyor. Böylelikle “merak etmeye” biz gençliğinde başlaması gerekiyor.
Her ne kadar şuan için uzay gitmek uzay araştırmalarında bulunmak Türkiye için zor olsa da  uzayda yaşam konusunda araştırmalar yapılabilecek çok ideal bir ortam orada bizi bekliyor. Üstelik gitmek de yasak değil. Hayal etmek de. Düşünmek te. Bilimsel araştırmalar yapmak için önümüzdeki tek engel kafamızda… Peki siz Antarktika’yı nasıl bilirsiniz?  
Oku! Hayal et! ve Keşfet….



KAYNAKLAR:
3-      Atlas Dergisi Şubat 2013 / Sayı 263

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DAĞLAR HAREKET EDİYOR MU?

Dağların hareketliliği, kıtasal hareketlilik ve dünyanın kazığı olan dağların köklerini anlamlandırmaya çalışalım. Dağlar, yeryüzü kabuğunu meydana getiren çok büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucunda oluşur. İki tabaka çarpıştığında daha dayanıklı olan diğerinin altına girer. Yukarıdaki tabaka kıvrılarak yükselir ve dağ meydana gelir. Alttaki tabakanın yerin altında ilerlemesiyle de aşağıya doğru derin bir uzantı dağ kökü oluşur. Bilimsel bir kaynakta dağların bu yapısından, “kıtaların daha kalın olduğu dağlık bölgelerde yer kabuğu mantoya derinlemesine saplanır.” şeklinde söz edilir. “Dağların yeryüzünde görünen kısmından çok daha büyük olan kökleri, yerin altında görünmez bir durumdadır. Dağların yerin altındaki kökleri, dağın görünen kısmının 10-15 katına kadar çıkabilmektedir. Örneğin Dünya’nın en yüksek noktası olan Everest Tepesi, yerin 9 km kadar üstündedir, oysa bu noktanın yerin altındaki kökü 125 km civarındadır. Burada 125 km uzunluk bize uçuk bir rakamm...

ZİNCİRİ KIRMA

“ Zinciri Kırma “ kişisel gelişim uzmanların sıklıkla dile getirdiği ünlü bir metodun ismi. Bu metotta kişi kendisine günlük, haftalık veya yıllık hedefler belirliyor. Belirlenen hedeflere ulaşıldığı günlerde takvimden o güne çarpı atılıyor. Böylece atılan bu çarpılarla bir zincir oluşturuluyor ve  zinciri kırılmamış oluyor              Kişisel gelişim uzmanları sürekli hedefleriniz olsun, 6 saatten fazla uyumayın, bir dil öğrenin, haftada bir kitap bitirin, spor yapın, sürekli koşun, hayallerinizden vazgeçmeyin,  zinciri kırmayın telkininde bulunur. Aslında denilen şeylere itiraz edilecek bir husus yok.  Hatta bizimde bir tablomuz olmalı her gün çarpı atmalıyız. Ve bizlerde pek çok hedefin peşinden koşmalıyız. Pek sorun nerede? Asıl sorun işin en önemli kısmından bahsetmiyorlar. Basit bir matematik işlemiyle açıklamaya çalışalım. Düşünelim ki zincirdeki sayıları toplamaya başlayacağız geçen sene 21 bu sene...

Siz hiç düşünmez misiniz?

(Geceyi gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da Onun emrine boyun eğmiştir. Bunlarda, akıl edenler için dersler vardır.)  [Nahl 12]             Kur’an-ı Kerim’in  bir çok ayette "Siz hiç düşünmez misiniz?", “ Akıl etmez misiniz”  diye Bize uyarıda bulunur.  Bu nasıl müthiş bir şey,  ne güzel bir iksir, İslam ne muntazam bir din... Bu düşüncelerdeyken, "Siz hiç düşünmez misiniz?"   şeklinde başlayan ayetler her karşıma çıktığında kendimi inanılmaz şanslı ve mutsuz hissediyorum.  Şanslı olmamın nedeni böyle bir dinin mensubu olmam. Mutsuz olmamın sebebi ise hakkıyla sorgulayıp akıl edip, düşünmüyor olmam ve ümmetin de yeterince ayetin hakkını vermemesidir. Hani hepimizin yerdiği, sevmediği o seküler batı toplumları var ya işte onlar okuyor, düşünüyor,  adeta kuran ayetinin mahiyetini gerçekleştiriyor. Biz ümmet olarak o emir ve tavsiyelere inanıyoruz fakat yerin...